Toplumsal Yasalar / Gabriel Tarde
Sosyolojinin kuruluş yıllarında erken bir sezgiyle mikro-sosyolojiden yana tavır alan Gabriel Tarde, Durkheim’ın herşeyi genel olanla açıklamaya çalışan sosyoloji anlayışına şiddetle karşı çıkmış ama dönemin yaygın eğilimleri nedeniyle Kıta Avrupası’nda uzun süre gölgede kalmıştır. Oysa Chicago Okulu üyeleri Tarde’dan önemli ölçüde yararlanarak ileride “interactionism” yönünde gelişecek çalışmalarını bu temel üzerine oturtmuşlardır. Suç, taklit gibi mefhumlar üzerine özellikle eğilen Tarde toplumsal değişimleri küçük, sıradan insanların toplum içindeki davranışlarının izini sürerek anlama yolunu seçmiştir. →

Foucault / Gilles Deleuze
Deleuze’ün Foucault’nun ölümünden iki yıl sonra yayımladığı bu kitap aslında bir yas çalışması değil, belki de bir düşünürün bir çağdaşı için yazdığı en kapsamlı değerlendirmelerdendir. Bu kitabın en çarpıcı yanlarından biri Foucault’nun felsefesine tam orta yerinden dalması ve ısrarla hep burada kalmasıdır. Bu çalışma, Deleuze’ün diğer tüm çalışmaları gibi, kendi rizomatik ve nomadik yaklaşımını ortaya koyan “ortadan başlamak” düşüncesinin ete kemiğe bürünmüş halidir ve bu anlamda ne bir Foucault’ya giriş ne de Foucault’dan çıkıştır. Foucault’yu açıklamaktan ziyade Foucault’nun felsefesini farklı şekillerde katlayarak neler yapılabileceğini gösterir. [...] 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 09
“Vezüv konuşma – Etna – sus – Biriniz – bin yıl önce – bir hece kaçırdı ağzından ve Pompei bunu duydu ve sonsuza dek sakladı – Bakamaz oldu dünyanın yüzüne o günden beri – Nasıl baksın – Mahcup Pompei! “Nedir istediğiniz” – Sülükleri bilirsiniz değil mi – ve Papatya’nın kolu inceciktir (hatırlayın) – göğün ufkunu hissetmediniz mi hiç – ve deniz – hiç sokulmadı mı yanınıza dansa davet edercesine?” Emily Dickinson, “To recipient unknown”, Letters, Everyman’s Library, 2011, s. 134. Çeviren: Ayberk Erkay.  →

Bindirmeler / Carmelo Bene & Gilles Deleuze
Bir tarafta İtalyan tiyatrosunun aykırı ismi Carmelo Bene’nin Shakespeare’i kesip biçerek sahneye taşıdığı III. Richard’ı, diğer tarafta Bene’nin sahneleme tarzını bir tür cerrahlık olarak ele alan Deleuze’ün metni. “O halde tarihi kesip alacak ya da budayacaksınız, çünkü Tarih, İktidarın zamansal işaretleyicisidir. Yapıyı kesip alacaksınız, çünkü bu eşzamanlı işaretleyici, değişmezler arasındaki ilişkilerin bütünüdür. Değişmezleri, sabit ya da sabitlenmiş öğeleri çıkaracaksınız, çünkü majör kullanıma aittirler. Metni kesip alacaksınız, çünkü metin, dilin söz üzerindeki egemenliği gibidir ve yine bir değişmezliğin ya da bir homojenliğin kanıtıdır. Diyaloğu kesip alacaksınız, çünkü diyalog iktidar öğelerini söze aktarır ve dolaşıma girmelerini sağlar.” Bir kral, bir Shakespeare, bir tiyatrocu, bir filozof… birbirinin üzerine binen dekorlar, kostümler, replikler, jestler, kavramlar… 

Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders / Gilbert Simondon
“Yaşam her yerde aynıdır. Bir istiridyede, bir ağaçta, bir hayvanda ya da bir insanda yaşam hep aynı talepleri yineler.” Hayvan ile insanın doğadaki yerleri, işlevleri, birbirleriyle ilişki kurma biçimleri düşünce tarihi boyunca işlenmiş, karşıt tezler ortaya atılmış ve sıkça tartışılmıştır. Gilbert Simondon genel psikoloji başlığı altında “hayvan ve insan üzerine” verdiği derslerde bu meseleleri antik dönemden başlayıp 17. yüzyıla kadar taşıyarak yeniden ele alır ve çizdiği tarihsel tabloda problemin etik ve dinsel yönlerini gözler önüne serer. İlk soru insan ile hayvan arasında bir süreklilik olup olmadığıdır. Aralarındaki temel farklar nelerdir, eğer fark varsa, hangisi daha üstündür? Simondon Hayvan ve İnsan Üzerine İki Ders’te, doğa filozoflarından Sokrates’e, Platon’a, Aristoteles’e, Rönesans düşünürlerine, tabii ki Giordano Bruno’ya, Descartes’a, Bossuet’ye, ve La Fontaine’e kadar uzayan bir düşünce çizgisinin izini sürüyor. Tabii asıl derdi “bireyleşmenin biçimlerini, tarzlarını ve derecelerini incelemek.” 

Spinoza: Pratik Felsefe / Gilles Deleuze
Deleuze’ün Spinoza yorumu, kendisinden sonraki Spinoza okumalarını derinden etkilemiştir. İyilik-kötülük yoktur, iyi ve kötü karşılaşmalar vardır. Ve bunların sonuçları olan sevinçli ya da kederli etkilenişler. Evet, bu kadar yalın, ama yalın olduğu ölçüde dolu ve güçlü bir felsefe. Deleuze’e göre filozofların prensidir Spinoza: “O, son derece gelişmiş, sistematik ve bilgince kurulmuş olağanüstü bir kavramsal aygıtı olan bir filozoftur; ama bununla birlikte en üst düzeyde dolaysız ve hazırlıksız bir karşılaşmanın nesnesidir, öyle ki filozof-olmayan biri ya da her türlü kültürden yoksun biri ondan apansız bir aydınlanma, bir ‘şimşek’, bir parıltı devşirebilir. Spinozacı olunduğunun keşfedilmesi gibidir bu; Spinoza’nın ortasına varılır, sistemin ya da bileşimin içine çekilinir, sürüklenilir. Nietzsche, ‘çok şaşırdım ve sevindim… Spinoza’yı nerdeyse hiç tanımıyordum, eğer şimdi ona gereksinim duymuşsam, içgüdüsel bir edimin sonucudur bu’, diye yazarken, sadece bir filozof olarak konuşmaz, belki de özellikle bir filozof olarak konuşmaz.” 

Quad & Bitik / Samuel Beckett & Gilles Deleuze
Bir karenin dört köşesi, dört eşit kenarı, iki eşit köşegeni ve bir merkezi olduğu akla yatkındır. Ama Beckett’in karakterleri bu kare’nin köşelerinden birbiri peşi sıra girip, her biri kenarlarda, köşegenlerde kendi güzergâhlarını fare adımlarıyla katederek, merkeze geldiklerinde bellerini kıra kıra yürüyüp, ve yine karenin bir köşesinden bir süre sonra geri dönmek üzere çıkıp gittiklerinde, karenin kareliği yorulur, bitkin düşer. Yüzleri seçilmeyen, cinsiyetleri ayırt edilemeyen bu hayaletimsi ‘varlıklar’,  düzlemin bu şaşmaz kesinliğini bitip tükeninceye kadar bitirip tüketeceklerdir. Bütün mesele son adımın hangisi olduğunu, son sözcüğün ne olduğunu bilmektir. Merak Beckett’i öldürür. Bir karenin imgesini kenarlarıyla, köşeleriyle, köşegenleriyle değil, direnciyle, iç gerilimiyle tartarız. “İmge bir nesne değil, bir ‘süreç’tir.” Beckett’in dört televizyon oyununun ardına eklediği metninde Deleuze, imge kurmanın ne demek olduğunu bir kez daha tartışmaya açıyor: “İmgenin enerjisi dağılmaya meyillidir. İmge çabucak biter ve kendini dağıtıp yokeder, çünkü bizzat kendisi bitirme aracıdır. Bütün mümkünü imha etmek üzere ele geçirir. ‘İmge kurdum’ dendiğinde, bu sefer bitmiş demektir, artık mümkün diye bir şey kalmamıştır.” Görmüyor musunuz? Yıldızlı gecenin bir köşesi sallanıyor. 

Sacher-Masoch’un Takdimi / Gilles Deleuze
“Edebiyat neye yarar? Sade ve Masoch’un adları, en azından iki temel sapkınlığı adlandırmak konusunda yararlılık gösterdiler.” Mazohizme ismen kaynaklık eden Leopold von Sacher-Masoch üzerine hazırladığı sunuş niteliğindeki metniyle her iki sapkınlık hakkındaki genel yargıyı ters yüz eden Gilles Deleuze, psikanalizin kestirimci tutumunu ihbar ederken, kendi düşünce çizgisini bu iki ‘lanetli’ yazarın kurduğu farklı edebi dünyaların içinden kaçırarak geçiriyor. “Bize mazohizmde asıl döven kişinin baba olduğu söylendiğinde, şunu da sormalıyız: Öncelikle dövülen kimdir? Baba nerede gizlenmiştir? Öncelikle dövülende gizli değil midir? Mazohist suçluluk duyar, kendini dövdürür ve cezasını çeker; ama hangi suçtan dolayı ve ne için? Onda minyatür hale getirilen, dövülen, alay edilen ve aşağılanan tam olarak baba imgesi değil midir? Cezasını çektiği şey, babayla olan benzerliği, babaya benzemesi değil midir? Mazohizmin formülü aşağılanan baba değil midir? Bu yüzden baba dövenden çok dövülen olacaktır…” Deleuze’ün metnini Sacher-Masoch’un ünlü romanı Kürklü Venüs ve birkaç ek metin izliyor. 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 08
“Onlar evlerde yaşamazlar mı, şaşıyorum./ Evlere uğramaz, evlerde iş yapmaz,/ Bir şeye bakmazlar mı, şaşıyorum./ Bakkallar, kasaplar, çarşılar../ Onlar evlere hiçbir şey almazlar mı, şaşıyorum./ Yollarla, sokaklarla, kahvelerle iş bitmiyor ki!/ Trenler, gemiler, düşler bırakıyor insanı bir yerde/ Sonra yine dönülmez bir yol gibi ev!/ Onların yolları, akşamüstleri, gece/ Sona ermez mi evlerde, şaşıyorum./ Yorgunlukları yollara yaymak, iyi ama sonu yok ki!/ Sevdalar sokaklarda serin ama sonu yok ki!/ Bölüşmek umutları, paylaşmak acıları, bunalmak,/ Ummak yarınlardan bir şey, evcek, yok mu,/ Şaşıyorum.” Behçet Necatigil, “İçerlek”, Arada, Varlık Yayınları, Kasım 1958, s. 3. 

Ziyaret / Selim Birsel
“Nasıl yürümek bir düşünme biçimiyse, yazmak da düşünme biçiminin iz bırakma hali. Bir iş üzerine düşünmeyi, yani yaratı sürecini genelde zihinsel bir akış içinde yaşıyorum. Deneme yanılma deneyimini çoktandır bir atölye ortamı dışında, “Kabine” adını verdiğim bir yerde gerçekleştiriyorum. Atölyelerim geçici olarak sergi alanlarında kuruluyorlar. Bu alanlar, icra yerleri olarak işlev kazanıyor benim için. Sergiyi kurmadan önce, bana sunulan ya da nadiren de olsa seçtiğim, henüz boş olan mekanda bir süre kalıyorum. Boşluğu olabildiğince algılayarak onu daha sıcak, kişisel bir yere dönüştürmeye gayret ediyorum. Bu dönüşüm işlemini, sanat nesnelerimi mekana yavaş yavaş yerleştirerek gerçekleştiriyorum. Nesnelerimle orada bir süre daha beraber kalıyorum, onlar ve ben, başbaşa. Sonra onları orada, dış gözlerin dünyasına bırakıp ayrılıyorum.” 

Sarkis | Sarı Punctum / Cem İleri
“Desenler fotoğrafları yineliyor ama birebir kopyalamıyor: onlara benzeyen ama tam da aynıları olmayan başka bir imgeyi getirip yerleştiriyorlar fotoğrafın içine, yüzeyde başka bir mekân açıyorlar. Punctum mu bunlar? Sarı Punctum, fotoğrafın punctum noktasına mı işaret ediyor? Yoksa bir ayrıntıyı, izi, deliği mi gizliyor, fotoğrafın üzerine yerleşerek? Bu sarı dikdörtgenin altında ne var acaba? [...] Mekânın ortasına, öylesine, gelişigüzel, son anda yerleştirilmişe benzeyen o iki sandalyeden birine, Sarkis’in yanına oturuyorum. Bir palto giymiş, sırtına altın renkli bir davul bağlamış. Kamera yavaşça yaklaşıyor. Sarkis tokmağı tutan sol eliyle sarı davula vururken bir yandan da su dolu bir kaba fırçayla sarı boya akıtıyor, altına bulanmış ses, Sarı Kasap’ın sesi, her yeri kaplıyor.” 

Chaosmos / Emin Altan
Burası distopik bir ülke, burası dünyada bir yer, burası “Chaosmos”. İnsanın işgal ettiği yerler doğa tarafından bir bir geri alınıyor bu ülkede. Yaşayanlar az önce buradaydılar ama şimdi yoklar, kıyameti beklemeden çekip gitmişler. Evlerini, fabrikalarını, uçaklarını, işkence odalarını, çocuklarının oyuncaklarını bırakıp gitmişler. Belli ki bir şeyler ters gitmiş. 

E Evi / Cem İleri
“Zihninde, kâğıt üstünde, hiç görmediğin, içine hiç girmediğin bir ev inşa et; masandan kalkmadan evin içinde bir yolculuğa çık; anımsamak istediğin her şeyi, tüm imgeleri, isimleri, anıları evin farklı yerlerine yerleştir; yıllar sonra, tek tek sözcükler, cümleler, paragraflar halinde geri dönüp sana bu olanaksız yolculuğu anımsatsınlar, bellek olarak evi yeniden kursunlar diye.” 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 07
“Ve altı adam var,/ her güneş için bir tane,/ ve yedinci bir adam,/ çiğ/ güneş olan,/ karalar ve kırmızı et giyinmiş./ Oysa bu yedinci adam/ bir attır,/ bir at, onu yöneten bir adamla./ Ama attır/ güneş olan,/ adam değil.” Antonin Artaud, Tanrı Yargısının İşini Bitirmek İçin, Nisan Yayınları, Ahmet Soysal (çev.), Haziran 1999, s. 17-18. 

İçkinlik Demokrasisi. Deleuze ve Politik Felsefe / Efe Baştürk
Deleuze’e başvurmadan politik felsefe mümkün müdür? Efe Baştürk’ün “İçkinlik Demokrasisi” üst başlığını verdiği çalışması bu kaçınılmaz soruyu gündeme getirerek tartışmaya açıyor. Deleuze’ün Platon ve Hegel’e karşı duruşunun işlendiği ilk bölümde, “molar-felsefe” ve “diyalektik aklın olumsuzlayıcı işlevi”nin karşısına iki farklı göçebe çizgi çıkarılıyor. İkinci bölümde ise; Althusser, Rancière ve Nancy gibi Deleuze’ün çağdaşı filozoflar üzerinden Deleuze’ün politik felsefesinin etkileşim alanları gözler önüne seriliyor. 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 06
“Ama ne varsa geyikli gecede idi / Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan / Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda / Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında / Büyük otellerin önünde garipsiyorduk / Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte / Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız / Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk / Yahut bir adam bıçaklasak / Yahut sokaklara tükürsek / Ama en iyisi çeker giderdik / Gider geyikli gecede uyurduk” Turgut Uyar, “Geyikli Gece”, Büyük Saat, Can Yayınları, 1984, s. 64. 

Fark ve Tekrar / Gilles Deleuze
İlk kez 1968’de yayımlanan “Fark ve Tekrar”, Gilles Deleuze’ün doktora çalışmaları kapsamında kaleme aldığı iki tezden biri. Deleuze’ün hepsi Türkçede halihazırda yayımlanmış olan Hume, Bergson, Nietzsche, Kant ve Sacher-Masoch monografilerinden sonra yayımladığı bu kitap halen pek çokları tarafından Deleuze’ün özgün felsefi duruşunu ve tarzını yansıtan ve daha sonraki çalışmalarına yön veren başyapıtı olarak değerlendiriliyor. →

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 05
“Beş altı gün kadar sonra, kıyıda gözetim yapan muhafızlara, sağlayacakları istihbarat karşılığında ödül vereceğini vaat eden Trelawny, kumsalda bulunmuş bir cesetle ilgili olarak Viareggio’ya çağrıldı. Kadavra bakılamayacak kadar korkunç bir haldeydi, kıyafetlerin açıkta bıraktıkları yerler balıklar tarafından didik didik edilmişti. Buna rağmen cesedin Trelawny’ye fazlasıyla tanıdık gelen soylu ve kırılgan silueti şüpheye yer bırakmıyordu. Trelawny, cesedin üzerindeki ceketin bir cebinden bir Sofokles, başka bir cebindense, sanki çıkan fırtına yüzünden okumasına ara vermek zorunda kalan okurun aceleyle kaldırıp, açık halde cebine sokmuş olduğu bir Keats çıkardı.” André Maurois 

Biricik ve Mülkiyeti / Max Stirner  
“Ben kendi kudretimin malikiyim ve Ben ancak Biricik olduğumu bildiğim an kudretimin malikiyim. Kendine-sahip-olan, Biricik’te yaratıcı Hiç’e, doğduğu yere geri döner. Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgarı karşısında sönüp gider. Meselemi Kendime, şu Biricik’e bırakırsam, o zaman meselem kendi yaşamını kendisi tüketen geçici ve ölümlü bir yaratıcının meselesi olur ve diyebilirim ki: Ben meselemi Hiç’e bıraktım.” 

Karabakı / Emrah Yolcu  
Can kıyılarında ulumayla açılıyor Karabakı, ve birden çatırdamaya başlıyor her şey: Evler, yollar ve uyku. Kör bakışlardan bir dağ dikiliyor karşımıza. Ölüm, tanrının unutulmuş bir adı mı? 

Bellek ve Sonsuz için Kitaplık (İkiz) / Sarkis&Norgunk / 29.11.2016 – 14.01.2017  
2005 yılında “Bir kilometre taşı” sergisinde kurulan bellek ve sonsuz için kitaplık zamanların içinden geçerek bugün Ariel Sanat’ta, Sarkis ile Norgunk’un beraberliğinden doğan bir başka kitaplıkla ikizine kavuşuyor. Birbirine bakan iki mobilya-heykel, iki ızdırap hazinesi, gül kokuları içinde bir karşılaşma. 

Bellek ve Sonsuz – Sarkis Külliyatı Üzerine / Derleyen: Uwe Fleckner
Sarkis’in sanatı üzerine farklı dönemlerde, çeşitli sanat eleştirmenleri, akademisyenler ve küratörler tarafından kaleme alınmış denemeleri, makaleleri, katalog yazılarını biraraya getiriyor Bellek ve Sonsuz. Alman sanat tarihçisi Uwe Fleckner’in derlediği kitapta Sarkis’in işleri üzerine yapılmış derinlikli okumaların yanı sıra, sanatçının kimi kültür tarihçileri, filozoflar, sinemacılar, sanatçılar ve özellikle çağdaş müzik bestecileriyle sanatı aracılığıyla kurduğu ilişkiler de enine boyuna irdeleniyor: Walter Benjamin’den Beuys’a, Tarkovski’ye, Anton Webern’e uzanan bir çizgi… 

Loyelow / Deniz Gül
Sözün, sözcüklerin, dahası noktalama işaretlerinin, merkezin dışına sürülerek en uçtaki dillere dağıtılması. Deniz Gül’ün yazısı dilin plastiği ile şeylerin plastiği arasında gidip geliyor hep: kenar ve kenarlar. Loyelow sessize düşenlerin, çapraza girenlerin, yakın ve uzak Türkiye’nin düşük sarı bir anlatısı. İnşaat devam ediyor. 

Güneşdil & Canto CXVIII / Can Alkor
“Tek ufuk yetiyor şimdi atlasımıza.” Can Alkor’un “Güneşdil” ve “Canto CXVIII” başlıklı şiir kitapları Bülent Erkmen tasarımıyla bir araya getirildi. 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 04
“Gemileri sıyırtarak yürüdük, dere içine vardık; birer cıgara sardık eksik ve yamuk parmaklarımızla; tütünle seyrelen zamana çömeldik, taşlara verdik belimizi. En çabuk eksilme bu! Ya ufalmak azar azar, ya bitmek temelli! Ve sonra yeniden, Yeniden büyümek, toprağa ve poyraz yeline aykırı! Sincap gibi solumak kuşkuda, en sürekli kuşkuda!” Oktay Rifat. 

Sanatsal Çokluğun Mırıltısı / Pascal Gielen
Küreselleşmenin azgın dalgaları arasında sanat teknesini yüzdürmek her geçen gün zorlaşıyor. Neoliberal ağlara tutunan (yakalanan) sanatçı suyun üstünde kalabiliyor bir tek. Aleni bir akreditasyon sistemi işliyor sanat ortamında. Soru şu: Sanat sahnesi, ekonomik sömürü için çalışan bir üretim birimi mi? 

Nietzsche ve Felsefe / Gilles Deleuze
Gilles Deleuze’ün felsefe tarihi okumalarında Nietzsche ve Felsefe’nin yeri, özellikle diyalektiğe karşı girişilen kavga bakımından çok önemlidir. Tepkisel insanı, ona özgü duygu tipleri olan hıncı, ve onun daha da gelişmiş, içselleşmiş biçimi olan vicdan azabını Nietzsche’nin nasıl ifşa ettiğini tüm açıklığıyla gözler önüne serer bu çalışmasında Deleuze. 

Ampirizm ve Öznellik / Gilles Deleuze
Deleuze’e göre Hume bir psikologdan önce bir sosyolog, bir ahlakçıdır; temelde insanın bilimini yapmayı amaçlar. Şu kritik soru Hume felsefesinin hep merkezinde yer almıştır: Zihin doğa değildir, zihnin doğası yoktur. Peki nasıl olur da zihin bir insan doğası haline gelir? 

Viviane Elisabeth Fauville / Julia Deck
“Siz Viviane Elisabeth Fauville’siniz. Kırk iki yaşındasınız, bir çocuğunuz, bir de kocanız var ama o sizi kısa süre önce terk etti. Sonra dün, psikanalistinizi öldürdünüz. Bunu yapmasanız daha iyi olacaktı. Durduk yerde başınıza iş açtınız. Neyse ki, olaya el koymak için ben varım.” 

Güneşin Zaptı / Velimir Hlebnikov (prolog); Aleksey Kruçenih (libretto); Kazimir Maleviç (sahne tasarımı ve kostümler)
Süprematizm’in kurucusu Kazimir Maleviç’in 1915’te 0,10 sergisinde tavanla iki duvarın birleştiği köşeye bir ikona gibi astığı “Siyah Kare” sanat tarihindeki en belirgin kırılmalardan birinin sembol eseridir. Beyaz zemin üzerine siyah bir kareden oluşan bu tablonun çıkış noktası Maleviç’in sahne ve kostümlerini tasarladığı ilk fütürist opera “Güneşin Zaptı”na dayanır. Velimir Hlebnikov (prolog) ve Aleksey Kruçenih’in (libretto) kaleme aldığı bu çarpıcı metin Maleviç’in sahne ve kostüm tasarımlarıyla birlikte beklenmedik kitapları bekleyen okurların beğenisine sunuluyor. 

Söyleşiler / Nuri Bilge Ceylan (genişletilmiş ikinci baskı)
“Söyleşileri ilk filmi Kasaba’dan başlayarak şu an için son filmi olan Kış Uykusu filmine kadar tarih sırasına göre kitaba koydum. Böylelikle filmleri takiben, onları yapanın ruh hali, hayata bakışı ve hayatla ilgili tavır alışının nüansları, bununla birlikte sanatçıyı kuşatan dünyanın ve sinema teknolojisindeki değişimlerin sanatçı üzerindeki olası etkileri kronolojik bir sırayla deneyimlenebilsin istedim.” 

Varla yok arasında / Mürüvvet Türkyılmaz
“Bin varmış bin yokmuş, evvel zamanlar içinde insan yokmuş, evren çokmuş. Boşluk boşluk olmuş kara kazanlar dolmuş, tanrıçalar, tanrılar doğmuş. Kalbur saman içinde, vur patlasın, çal oynasın, gazlar sıkışmış, türlü türlü yasalar uyanmış, insanlar doğmuş. İnsanın başından geçenler dağdan taştan, kurttan kuştan daha çokmuş. İşte o zamanlardan bir gün, bağzı Sanat İnsanları uzak diyardaki bir şehirde yapılacak Evrenlerarası bir sergi için davet almışlar. Sergi’nin çağrı zarfında BiNEal ve mektubun başlığında ‘Efsaneler’ yazılıymış. İki yılda bir yapılan ve adı zaten Bienal olan önceki sergileri çağrıştırsa da bunun farklı bir yazılışı varmış. Daveti alanlar, önce bunu bir yazım hatası sanmışlar. Mektubu açtıklarında alaycı gülümsemeleri şaşkınlığa dönüşmüş. Altın tozlarından oluşan efsunlu, gizemli, parıldayan sözcükler görmüşler. Sözcükler bir var bir yok oluyor, ancak ikinci bakışta yeniden beliriyormuş.” 

Alice’in Harikalar Diyarındaki Maceraları / Kitap Tanıtımı
Armağan Ekici & Pelin Kırca’nın katılımıyla; Robinson Crusoe 389 Kat 4 Salt Beyoğlu; 26 Eylül 2015 Cumartesi; Saat 17.00. 

Alice’in Harikalar Diyarındaki Maceraları / Lewis Carroll
Tavşan yuvasına düşen bir kız çocuğunun başına gelenler 150 yıldır çeşitli dillerde tekrar tekrar okunuyor, üzerine çalışmalar yapılıyor, sanatçıların işlerine ilham kaynağı oluyor. Zamanında küçük bir kızı eğlendirmek için yazılmış bu kitap, sayfalarını çevirdikçe bir mantık problemleri kutusuna dönüşüveriyor. Şaşırtıcı bir matematik görüsünün en saçma soruların arkasında bile nasıl dahice işlediği ortaya çıkıyor böylece. Evet, her soru kıymetlidir Lewis Carroll için ve sorulmalıdır. 

In Bloom / Pelin Kırca
Düşsel boşluklarda her nasılsa bitiveren kır nebatları oluşturuyor ”In Bloom” operasının mekanını. Formunu sakınmayan yaprakların arasında söyleniyor şarkılar. İnsan sesi hayvan seslerine karışıyor. Müşterek arzular yeniden keşfediliyor böylece: dişler ve ağız, tırnaklar ve biteviye çıplaklık. 

Aç Yazı için / Selim Birsel / 19-30 Haziran 2015
“Aç Yazı”nın bu sayısı Munken Pure 120 gr kağıda basıldı. Kapağı boş bırakılan 32 nüsha numaralandırıldı. Bu 32 nüshanın her birinin kapağına Selim Birsel farklı bir desen çizdi ve imzaladı. 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 02
“Hiçbir sözcük, simgelediği nesneden bir şeyler taşımaz kendinde. Nesnelerle sözcükler birbirlerinden kesinlikle ayrılmışlardır, böyle olduğu için de yanyana yaşamak zorundadırlar. Nesneleri anlamanın olanağı yoktur. Herhangi bir otu topraktan koparıp bakın, onu elinizden atacaksınızdır, başka bir şey yapamazsınız; çünkü ot kendi kavramını bilmez ve dil söylemek için değil, işitmek içindir. Her şey kulakta oldu bitti. Rimbaud, yıldızların hafiften fru-fru ettiklerini duymuştu: Öyle ise ne dediklerini de anlamıştır.” Melih Cevdet Anday. 

Deleuze ve Sinema V: Alphaville / Jean-Luc Godard / 4-5 Haziran 2015 
“İmge, görülebilir olduğu kadar okunabilirdir de. Çerçevenin sadece işitsel değil, görsel bilgileri de kaydetmek gibi gizli bir işlevi vardır. Bir imgede çok az şey görüyor olmamızın nedeni onu nasıl okuyacağımızı bilmememiz, seyrelmelerini de doygunluklarını değerlen-dirdiğimiz kadar kötü bir şekilde değerlendirmemizdir. Özellikle Godard’la birlikte, bu gizli işlev açık hale getirildiğinde, çerçeve kimi zaman doygunluktan karışıp bulanarak, kimi zaman boş kümeye, yani beyaz ya da siyah ekrana indirgenerek, opak bir bilgi yüzeyi olarak iş görmeye başladığında, bir imge pedagojisi söz konusu olur.” 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar IV / 28 Mayıs 2015
“Kendi pikabından kendi plakları” Claudio Monteverdi, L’Orfeo (Favola in musica), Berlin Radyosu Solistleri, Berlin Oda Orkestrası; Orkestra şefi: Helmut Koch; Orfeo: Max Meili, tenor; Euridice: Elfride Trötschel, soprano; Plutone: Werner Kahl, bas. Konuşmacı: Ahmet Soysal. Metin Okuma: Tilbe Saran. 28 Mayıs Perşembe, 19.00. Robinson Crusoe 389. 

Kötülük Mektupları / Spinoza – Blyenbergh (yeni baskı) 
Spinoza-Blyenbergh yazışmasına ‘Kötülük Mektupları’ adını veren Deleuze’dür. Spinoza felsefesine bakışı kökten değiştiren çığır açıcı okumalarında bu mektuplara geniş yer ayırmıştır. Deleuze’ün yorumları Spinoza çalışmalarında öylesine etkili olmuştur ki bu yazışmalar artık hemen her yerde bu adla anılmaktadır. [...] Bu kitap esasen kolektif bir çalışmanın ürünü. ‘Kötülük Mektupları’nı çevirip yayımlama fikri, Ulus Baker’in 2005-2006 yıllarında, İstanbul’da, Norgunk Yayınları bünyesinde yürüttüğü Ethica Okumaları’nda doğmuştu; hayata geçmeyi bekleyen başka birçok tasarı gibi. 

Anlamın Mantığı / Gilles Deleuze 
“Artaud ne Carroll’dır ne Alice, Carroll da Artaud değildir, hatta Carroll Alice değildir. [...] Artaud edebiyatta mutlak derinlik olmuş ve kendisinin de dediği gibi acı çekmek pahasına yaşamsal bir bedeni ve bu bedenin mucizevi dilini keşfetmiş tek kişidir. Bugün hâlâ bilinmeyen alt-anlamı araştırmıştır o. Ama Carroll yüzeylerin efendisi ya da ölçümcüsü olarak kalır, herkes yüzeyleri o kadar iyi bildiğini sanır ki araştırmaya kalkışmaz bile, oysa bütün anlamın mantığı orada yatıyor.” 

Aç Yazı için / Murat Akagündüz / 24-28 Ocak 2015
“Aç Yazı”nın bu ilk sayısı Munken Pure 120 gr kağıda basıldı. Kapağı boş bırakılan 32 nüsha numaralandırıldı. Bu 32 nüshanın her birinin kapağına Murat Akagündüz farklı bir desen çizdi ve imzaladı. 

Tedi Papavrami / Solo Keman için Füg / İmza günü, söyleşi, dinleti
“Solo Keman için Füg”ün yazarı Tedi Papavrami’yi Robinson Crusoe 389′da ağırlıyoruz. 10 Ocak Cumartesi, saat: 17:00. Moderatör: Nisan Yetkin. 

Yurdaer’e! Yurdaer Altıntaş’ın 80. Yaş Etkinlikleri / “Her ay bir afiş”
Grafik tasarım sanatçısı Yurdaer Altıntaş’ın 80. yaşı 2015 yılı boyunca çeşitli sergi ve etkinliklerle kutlanacak. Norgunk’un bu çerçevede Bülent Erkmen’in katkılarıyla düzenlediği “Her ay bir afiş” sergisi 1 Ocak’ta Karaköy Lokantası’nda açıldı. Ocak ayı boyunca “General” filminin afişinin yer alacağı sergi her ay farklı bir Yurdaer Altıntaş afişiyle yıl boyunca devam edecek. 

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 01
Dağlarca’nın fikriydi. Garip hayvanlar tarafından koklanmış bir şiir dergisi çıkaracaktık ‘birlikte’. Burda, Hindistan’da, Afrika’da. Sunuş dizelerini hemen oracıkta yazdırdı: “Buğday yerine sözcüklerimi serpmişim sevgili toprağıma. Hepsi büyümüş aç yazı olmuşlar yönlere doğru. Okuyan varır ulaşacağına kendiliğinden.” 

Deleuze ve Sinema IV: Rastgele Balthazar / Robert Bresson 
Rastgele Balthazar’daki hayvan yani eşek. Seçme durumunda olmayan birinin masumiyetine sahip olan eşek, ancak insanın seçimsizliğinin ya da seçimlerinin etkisini bilir, yani olayların sonlandırma ya da tinsel belirlenimden taşan kısmına ulaşmaksızın (ama bunu ele vermeyi de becermeksizin) bedenlerde sonlanan ve bedenleri yaralayan yüzünü bilir. Böylece eşek, insanların kötü yürekliliğinin gözde nesnesi olur, ama aynı zamanda İsa’nın ya da seçim insanının öncelikli yoldaşıdır.” 

Doxa Konuşmaları I / Şehirde Kaybolmak: Dérive Deneyimi / Mürüvvet Türkyılmaz & Selim Birsel
“… kuşlar, şehrin sesi, çatıların kızıllığı, betonun grisi … ağaçlı avluda hurdalar … kağıt toplayan uykusuz çuvallar … kaybolmuş çocuk sesleri …” MT
“Daha önce şehrin bu kısmına hiç gitmemiştim. Gündelik şehir yaşamımın dışında duran bir yerdi burası. Gökdeleni sırtıma aldım ve dar bir sokaktan mahalleye sızdım. Ağır adımlarla yürürken arada bir arkama dönüp bakıyordum. Gökdelen hâlâ görünüyordu.” SB
28 Kasım Cuma, saat: 18:30, Robinson Crusoe 389, İstiklâl Caddesi 136, Salt Beyoğlu Binası, Kat 4, Beyoğlu 

Doxa 12 
Doxa 12 işgal altındaki Elhamra Pasajı’ndan bildiriyor. KAPAK: Sarkis; DERIVE: Selim Birsel, Gökdelenin Gölgesinde; Mürüvvet Türkyılmaz; Kayboluş; Armağan Ekici, Filippo Bentivegna’nın Perili Kalesi; TARİH BUGÜN – BUGÜN TARİH: Ivan Chtcheglov, Uzaktan Mektup; ARK: Pascal Gielen - Hakan Topal, ”‘Tekiller komünizminin’ şu anda Batı’ya hakim olan kapitalist ‘demokrasi’ karşısındaki tek cevap olduğunu düşünüyorum.”; DÜNYAYA İNANMAK: Ahmet Soysal, Dünya Sorusu; ÇİÇEK DÜRBÜNÜ: Pelin Kırca, In Bloom; ARCHITEXT: Florian Sauter, Mettre la nature en œuvre [Doğayı Uygulamaya Koymak]; Kemal Aran, Görüntü’den Öte 

Ulysses / James Joyce (yeni baskı)
Bundan 90 küsur yıl önce, İngilizce konuşan ülkelerde sansür nedeniyle basılamadığı için Paris’te basılan, ancak 1934’ten itibaren serbest kalan Ulysses, o günden bugüne 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kitaplarından biri olarak yerini sağlamlaştırdı.
Ulysses hayatın tüm gerçeğini anlatan, gündelik hayatımızı en çıplak haliyle, kahramanların zihninin içinden gösteren bir kitap. En sıradan, tekil ayrıntıları tam olarak tasvir ederek, tek bir şehir, tek bir gün ve üç kişinin hikâyesinden tüm insanlık haline bir ayna tutuyor. Anlatım sanatına getirdiği yeniliklerle, kitap boyunca üsluptan üsluba geçmesiyle, içeriğindeki sayısız çapraz referansla, dünya hallerine bıyıkaltından gülerek, hiçbirşeyi çok ciddiye almadan, ama hiçbir zaman sempatiyi de elden bırakmayan bakışı sayesinde, Joyce’un tahmin ettiği gibi profesörleri meşgul edegeldiği gibi, kitabın güzelliğini gören pek çok edebiyatseveri de kendine bağladı, Ulysses’i izleyen pek çok romanı etkiledi. 

Solo Keman için Füg / Tedi Papavrami
Kemana gövde katmak eşittir dünyaya gövde katmak. Armonik gamlara çalışırken de, Bach’ın “Fantezi ve Füg”ünü icra ederken de böyle bu. Her sesi, her akoru mutlaka dünyaya armağan etmek. Kemanın “harika çocuğu” Tedi Papavrami’nin Enver Hoca’nın Arnavutluk’unda başlayıp Fransa’ya uzanan, kendi kaleminden aktardığı zorlu yaşam öyküsü baştan uca böyle bir armağan: Eser ile şahdamarına dayanmış çalgının arasına yerleşip hem eseri hem çalgıyı hem kendini her seferinde yeniden keşfetmek. 

Bestecinin Dünyası / Paul Hindemith
Müzikte modernizmin önemli figürlerinden Paul Hindemith’in 1949-1950 yıllarında Harvard Üniversitesi’nin Charles Eliot Norton kürsüsünde müziğin tarihsel, felsefi ve algısal temelleri üzerine verdiği bir dizi konferans Yavuz Oymak ve Mehmet Nemutlu ortak çevirisiyle dilimize kazandırıldı. 

Davalı / Enis Batur 
Edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanması çoğunlukla sorunlu olmuştur. Orson Welles’in “Dava”sı bu zorluğu aşabilmiş en çarpıcı örneklerden biri. Welles Kafka’nın romanını sinema için salt bir edebi malzeme olarak görmemiş, metni kendi dilinde, hareketli imgelerle yeniden yazmaya girişmiştir. Welles’in “Dava” ile bir davası olduğu açıktır. Nasıl işlediğini kestiremediğimiz “Yargı” karşısında, o da her birimiz gibi “davalı”dır: “Suçum benden önce vardı.” 

Deleuze ve Sinema III: Dava / Orson Welles 
“Sayısız daktilo makinasının tuşlarından doğan uğultunun arasından geçen Josef K., kendi tutanağına doğru sürüklenir. İşleyip işlemediğini bilmediği, bilemeyeceği suçu iplerine dolandığı ağın merkezinde işlenmektedir.” 

Canto CXVIII / Can Alkor 
Buradayım! diyebilir miyim çağırıldığımda? / Babil kargaşasından tümce kırıntılarıyla seslenebilir miyim? / Tek yaşamıma nasıl sığdırabilmişim bunca ruhgöçümünü,– / uçsuz bucaksız katakomb, damarlarım yüzbin yabancı ölüm ağırlıyor, / gecenin kitabındaki sanrılar, tanrılar – / üflediğim bunca şamdan – / bunca fısıltı, aforoz ettiğim – / bir kara âyin, umutsuz tapındığım kendime… / Ezra Pound olabilecek miydim, öbür adlarımın beni bırakıp gittiği saat? 

Esquisses philosophiques III, suivi de Fragments philosophiques / Ahmet Soysal __ e-kitap 
Ahmet Soysal’ın yayımlanmamış Fransızca felsefe metinlerinin 3. cildi, Antik Yunan’dan çağdaş fenomenoloji ve şiire kadar, vücut, zaman, dil gibi temel sorunsalların izinde yol alıyor. 

Conférences (1994-2013) / Ahmet Soysal __ e-kitap
Yayımlanmamış Fransızca felsefe metinlerinin 4. (ve şimdilik son) cildinde, Ahmet Soysal’ın, 90′lardan bugüne Fransa’da ve Türkiye’de yaptığı  birçok konferans yer almaktadır. Bunlarda, Yer, Uyanıklık, Vücut, İtki, Ruh gibi konular ile Felsefenin klasik ve çağdaş kimi adları öne çıkmaktadır… 

Doxa 11 
Black square on red square. Irwin‘in 1992′de Kızıl Meydan’da gerçekleştirdiği “siyah kare” performansı yer alıyor Doxa 11′in kapağına. Irwin ayrıca 60 sayfalık bir dosya hazırladı dergi için: NSK Devleti. Yer-yurt yok. Mekanı zaman olan bir devlet bu. Sosyo-politik alana yerleştirilmiş bir yontu, soyut bir organizma, süprematist bir yapı, kendi sıcaklığına sahip bir beden… 

Sailing To Byzantium / Onur Türkmen  
Beş yıla yakın zamandır, “hat” diye isimlendirdiğim bir konsept üzerinde çalışıyorum. Bu konseptin makamların birbirlerine evrilerek oluşturdukları çizgileri ortaya çıkartmakla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Beni bu arayışa iten sebeplerden birisi, mutlak nesnelliğe ulaşmak amacıyla var olanın öznel yaklaşımlarla kavramsallaştırıldığı düşünce biçimlerinden uzak durmak tercihiydi. 

…certainly the machine will wear out / Tolga Yayalar 
Uzun zamandan beri, müziğimde makina kavramı hep bir metafor olarak yer almaktaydı. Bunun en somut hali 2010 tarihli The Book of Ingenious Devices adlı eserde gözlenebilinir. Eserin başlığı ne kadar Banu Musa kardeşler tarafından yazılmış meşhur Kitab al-Hiyal adlı kitaba göndermede bulunsa da, bu yine de bir esinti kaynağı olmanın ötesine geçmez. [...] …certainly the machine will wear out adlı eserde ise amacım makinanın aslında biraz daha içine girip, çalışmasını daha iyi gözlemlemek. Bunun için de başlangıç noktam, bazı makinaları sonik olarak incelemek oldu. Bu makinaların müzikle ilişkisini daha iyi irdeleyebilmek için de sonik analizlerden yararlanarak onları çalgılara uyarladım. 

Lâmba – bir mum daha / Enis Batur 
Hiçbir şeye dokunmamış, dokundurmamış Huriye hanım, odada. Olduğu gibi duran masanın üstündeki lâmbayı gece yatarken nasıl olup da yanar halde bıraktığını çıkaramamış, karşı köşedeki koltuğa üstünde geceliği oturmuş, düşünmeye koyulmuş, bir ara uyukladığını farketmiş, yerinden kalkıp ışığı söndürmüş, yatağa dönüp bir süre, neden öyle yaptığını bilmeksizin, beklemiş, neden sonra yuvarlanmış yavaşça uykusuna, sabah konuyu kimseye açmama kuralıyla kalkmış, ama gecenin etkisinden gün boyu sıyrılamamış. Akşamüstü çay hazırlarken anımsamış. Bir önceki gece, elli ikinci geceymiş! 

Müzakereler / Gilles Deleuze (2. baskı) 
Deleuze’e göre felsefe tıpkı bilim ve sanat gibi bir yaratım disiplinidir. Filozofun işi kavramlar yaratmaktır, bunu yaparken yeni sözcükler türettiği olur, kimi zaman da kullanılagelen yerleşik sözcükleri, terimleri düşüncesinin akışına göre eğip büker. Zaten her kavram bir kıvrımdır, düşüncenin katlanış biçimlerini değiştiren yeni bir güzergâhtır. 

Ey Suu! Oy Suu! Tögülme, Tögül! / Mehmet Nemutlu 
“Ey Suu! Oy Suu! Tögülme, Tögül!” farklı solo çalgılar ya da çalgı toplulukları için yazılmış bağımsız parçalardan oluşan ve bütünü hocam İlhan Usmanbaş’a ithaf edilen Israr Musıkîleri adlı toplamın son parçası olarak tasarlandı. Bu parça Seyhan Erözçelik’inYağmur Taşı adlı kitabındaki “Yadalar” adlı on bir parçalık şiir dizisinden yola çıkılarak yazılmaya başlandı. 

Deleuzecü siyaset diye bir şey var mıdır? / Alain Badiou
Fransız felsefeci Alain Badiou’nun 2001 yılında Tate Modern’de, “Deleuze ve Neo-Estetik” başlıklı bir oturumda yaptığı konuşmayı Cités dergisinde yayımlandığı haliyle kitaplaştırdık. Bu küçük, yalın, ama bir o kadar da çetin ceviz metin Deleuze’ün siyaset anlayışını müthiş bir yetkinlikle ortaya koymanın yanı sıra bir filozofun kendisinden farklı düşünen çağdaşı bir filozofu ender rastlanan bir nesnellikle aralayabilmesinin en etkileyici örneklerinden birini teşkil ediyor. 

İki Konferans / Gilles Deleuze __ e-kitap
Deleuze’ün sinema ve müzik üzerine yaptığı iki konuşmayı Ulus Baker’in çevirisiyle 2003′te kitaplaştırmıştık. Bu iki metin daha sonra, Deleuze’ün yayımlanmış yazılarını, konuşmalarını derleyen iki ciltlik çalışmaya dahil edilince, “İki Konferans”ı yeniden basmamayı tercih ettik. Uzun süredir baskısı olmayan bu küçük kitabı Deleuze okurlarına pdf formatında sunuyoruz. 

Esquisses philosophiques I et II / Ahmet Soysal __ e-kitap 
Esquisses philosophiques I ve II, genel bir felsefe kitabı projesi kapsamında 1978-88 arası yazılmış Fransızca taslakları içeriyor. Konu: Zaman, Vücut, Arzu, Kurumlar vs. 

Nouvelles méditations et autres textes / Ahmet Soysal __ e-kitap
Ahmet Soysal’ın 1993-1994′te Fransızca yazdığı Nouvelles Méditations 6 bölümden oluşuyor. Yayında, kitabın cinsel fark ve varlık ile ilgili iki ekiyle birlikte, “Fenomenolojik Sorular” adlı metin yer alıyor. Nouvelles Méditations, vücut faslıyla açılıp, zaman, dilek, etik, olgu, felsefi soru konularını tartışıyor. Bu kitap, şimdiye kadar hiç yayımlanmamıştır. 

Ulysses ve Tutunamayanlar: Modern Epik Üzerine / Meltem Gürle – Armağan Ekici
Meltem Gürle ve Armağan Ekici, 20. yüzyıl dünya ve Türkiye edebiyatının iki başyapıtından, Ulysses ve Tutunamayanlar‘dan yola çıkarak, Joyce ve Atay’ın epik gelenekle, Gılgamış’tan, Homeros’tan başlayarak kadim metinlerle kurdukları ilişkiler, kullandıkları modernist yazı teknikleri ve çağdaşlarıyla bağlantıları, tek bakış açısına ve tek bir hikayeye bağlı kalmayı reddeden çoklu perspektifleri, hayatı tüm kapsamıyla anlatmak için başvurdukları yöntemler üzerine konuştular. Joyce ve Atay’ın yaşadıkları dönemin çalkantılarına; miras aldıkları, kısmen benimseyerek, kısmen alayla, kısmen dönüştürerek cevap verdikleri kültür geleneğine, yerlilik-yabancılık ikilemlerine yaklaşımlarını ele aldılar. 

Sarkis Sinopsis
Sarkis’in 1993-2006 yılları arasında yaptığı kırk filmin sinopsisini içeren “Sinopsis” 148 adet basıldı, 1-124 arası numaralanan nüshalar okurlara sunuldu, 24 nüsha sanatçı kopyası (E.A.) olarak ayrı tutuldu. Her nüshaya sanatçı tarafından imzalanmış orijinal bir eser eşlik etmektedir. 

Sarkis iki film __ 11 Eylül – 11 Ekim 2013
Sarkis‘in “başlangıçta, ateş” ve “başlangıçta belge, başlangıçta müzik” adlı iki filmi Norgunk tarafından düzenlenen gösterimle 11 Eylül – 11 Ekim 2013 tarihleri arasında maumau‘da izleyicilere sunuldu. Sarkis‘in kırk filminin sinopsisini içeren sınırlı sayıda basılmış bir kitap bu gösterime paralel olarak yayımlandı. 

Felsefe Konuşmaları: Daniel W. Smith / Saf İçkin Yaşam: Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” Projesi
Deleuze ve Foucault üzerine yoğunlaşan çalışmalarını Purdue Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde sürdüren Daniel W. Smith 26 Temmuz Cuma günü Cezayir Salon’da Gilles Deleuze’ün felsefesinde edebiyatın ve genel anlamda sanatın siyasalla ilişkisini içkinlik kavramı çerçevesinde tartışan bir konuşma gerçekleştirdi. Deleuze’ün “Kritik ve Klinik”i ile “Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı”nı İngilizceye çevirmiş olan Smith, Deleuze felsefesine ilişkin çok sayıda makale ve kitap bölümü kaleme almıştır. 

Saf İçkin Yaşam: Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” Projesi / Daniel W. Smith
Gilles Deleuze‘ün edebiyat ile yaşam arasındaki ilişkiyi ele alan yazılarını biraraya getirdiği “Kritik ve Klinik”in İngilizce baskısında çevirmenin önsözü olarak yayımlanan bu metin Deleuze felsefesinin eksenlerini, bu eksenlerin yaratıcı çokluğunu kavramak bakımından kilit bir rol üstleniyor. Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” projesinin altında yatan temel fikir, Smith’e göre, yazarların ve sanatçıların hekimler ve klinisyenler gibi uzman semptomatolojistler olarak görülebileceğidir. Üslup büyük yazarlarda her zaman bir yaşam üslübudur. Bir yaşam imkânı, bir varoluş biçimi icat etmektir. Edebiyat bir sağlıktır. 

Vermeer ve Spinoza / Pontus Hulten
Bu metin Pontus Hulten’in yapmak istediği tezinin özüdür. Tezini yapamadı zira müze direktörlüğü zamanının tümünü aldı. Ancak bu metnin etkisi yetmişlerin sonu seksenlerin başında Pompidou Müzesi’nde direktörlük yaptığı yıllarda ‘Sanat Alanları’nı genişleten ‘Paris-Moskova’, ‘Paris-Berlin’… sergilerinin özünde hissedilir: Sanatı sınırlardan kurtarmak, sanatı bilim, ilim, politika… alanlarıyla zenginleştirmek. 1990’ların ortalarında gerçekleştirmek istediği bir sergi vardı: ‘Vermeer Spinoza’ sergisi. Dünyamızdan ayrılmadan önce gerçekleştiremediği tek sergi bu oldu: Spinoza’nın mercekleri Vermeer’in ışıkla yıkanmış yapıtları, Spinoza’nın yere göğe bağlı seslenişi ve Vermeer’in bu sesi duymuş olması.