Deleuze ve Sinema V

Aside

"Alphaville" afişi / Vahit Tuna, 2015Deleuze ve Sinema V

Film gösterimi: Alphaville: Lemmy Caution’ın Garip Macerası / Jean-Luc Godard
1965, s/b, 99′

Gösterimler:
4 Haziran 2015, Perşembe, 18:00, İzmir Ekonomi Üniversitesi,
Sinema ve Dijital Medya Bölümü, K-104 (Sinema Salonu)
5 Haziran 2015, Cuma, 17:00, Aynalı Geçit, Avrupa Pasajı, Beyoğlu

Afiş tasarımı: Vahit Tuna

Konuşmacılar:
Aras Özgün [4 Haziran]
Ahmet Soysal [5 Haziran]

İzmir Ekonomi Üniversitesi Sinema ve Dijital Medya Bölümü
http://cdm.ieu.edu.tr/tr
işbirliğiyle

Vahit Tuna’nın bu gösterimler için tasarladığı afiş Norgunk Yayıncılık’ın armağanı olarak izleyicilere sunulacaktır.

Düzenleyen: Norgunk

 

“[…] İmge, görülebilir olduğu kadar okunabilirdir de. Çerçevenin sadece işitsel değil, görsel bilgileri de kaydetmek gibi gizli bir işlevi vardır. Bir imgede çok az şey görüyor olmamızın nedeni onu nasıl okuyacağımızı bilmememiz, seyrelmelerini de doygunluklarını değerlen-dirdiğimiz kadar kötü bir şekilde değerlendirmemizdir. Özellikle Godard’la birlikte, bu gizli işlev açık hale getirildiğinde, çerçeve kimi zaman doygunluktan karışıp bulanarak, kimi zaman boş kümeye, yani beyaz ya da siyah ekrana indirgenerek, opak bir bilgi yüzeyi olarak iş görmeye başladığında, bir imge pedagojisi söz konusu olur. […]”

Gilles Deleuze, Sinema I: Hareket İmge, Soner Özdemir (çev), Norgunk, 2014, s. 26.

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar

Aside

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar VI
“Kendi pikabından kendi plakları”

– Dmitri Şostakoviç, yaylı dörtlüler

>  Konuşmacılar: Ahmet Soysal, Selim Birsel
>  22 Ekim 2019, Salı, 18.30
>  Riverrun, Boğazkesen Caddesi 31, Ra Binası, Tophane, Beyoğlu

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar V
“Kendi pikabından kendi plakları”

– Franz Schubert

Ariel Sanat işbirliğiyle

>  Konuşmacılar: Ahmet Soysal, Mehmet Nemutlu
>  28 Nisan 2016, Perşembe, 18.30
>  Ariel Sanat

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar IV
“Kendi pikabından kendi plakları”

– Claudio Monteverdi, L’Orfeo (Favola in musica), Berlin Radyosu Solistleri, Berlin Oda Orkestrası; Orkestra şefi: Helmut Koch; Orfeo: Max Meili, tenor; Euridice: Elfride Trötschel, soprano; Plutone: Werner Kahl, bas

Robinson Crusoe 389 işbirliğiyle

>  Konuşmacı: Ahmet Soysal
>  Metin Okuma: Tilbe Saran
>  28 Mayıs Perşembe, 19.00
>  Robinson Crusoe 389 | Kat 4, İstiklâl Caddesi 136, SALT Beyoğlu, www.rob389.com

“O hırçın, ateşli mektupları yazan bu eller şimdi susuyor. ‘Niye konuşmuyorsun?’ Öpeyim. Durmayayım. Kargaşalığa getireyim. Elimde değilmiş! Dayanamamışım! Dişlerimi sıktım sıktım. Küçüktüm. Bir köpek ezilmişti. Dudaklarını aranırken, kamyon bir daha altına aldı köpeği. Ezdi. ‘Beni öpeceğini biliyordun.’ Ne demek istedi. Ne olacak biliyordumsa. […] Daha da sokuldu. Ağzımı kapattı. ‘Sus. Bak ne diyeceğim.’ Sustum. ‘Sence elde edilmemesi eksiklik olacak hiçbir şeyi anlamazdan gelemem. Zaferin tam olmalı.’ Pek örtüsüz. ‘Zafer ha?’ ‘Öyle! Hadi!’ Oyun tam olmalı. Gülümsedim. Şaşırtıcı bir çabukluğun çirkinliğiyle soyundu. Burnumun ucuna durmadan bir görünmez tatarcık konup kalkıyor.”

[Vüs’at O. Bener, “Yaşamasız”, Dost – Yaşamasız, YKY, 2005, s. 179-180.]

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar III
“Kendi pikabından kendi plakları”

– Ludwig van Beethoven, Piyano ve Orkestra için Konçerto, No: 2, Opus 19, Wilhelm Kempff, piyano; Paul van Kempen, şef; Berlin Filarmoni
– Ludwig van Beethoven, 16 no’lu Kuartet, Opus 135, Beethoven Kuartet
– Ludwig van Beethoven, 10 no’lu Kuartet, Opus 74, D. Oistrakh, P. Bondarenko, M. Terian, S. Knushevitsky

Robinson Crusoe 389 işbirliğiyle

>  Konuşmacı: Ahmet Soysal
>  Metin Okuma: Tilbe Saran
>  30 Nisan Perşembe, 19.00
>  Robinson Crusoe 389 | Kat 4, İstiklâl Caddesi 136, SALT Beyoğlu, www.rob389.com

“Kişi ya tam yürekli olmalı, ya tam dayanıksız. Bacakları yerine balık kuyruğu taşımanın pis duyarlılığına kapılmanın kıvrantısında tüken ha tüken. Oğuz gibi, ‘Acele ettiği için geç kalma telaşı içinde’ olmalı. Madem öyle, eğrisine, doğrusuna bakmadan delicesine derler a, yazsam ya, elimden ne geliyor başka? geldiğini varsaydığıma sarılsam, çözümsüzlüklere lanet yağdıra yağdıra karnından konuşan adamların kolbebeklerine dönüştürmesem kendimi.”

[Vüs’at O. Bener, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları, YKY, 2003, s. 39.]

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar II
“Kendi pikabından kendi plakları”
Béla Bartók, Orkestra Konçertosu (1943), Karel Ancerl, şef; Çek Filarmoni
Béla Bartók, Yaylı Çalgılar Dörtlüleri (1-6), Tatrai Kuartet

Robinson Crusoe 389 işbirliğiyle

>  Konuşmacılar: Ahmet Soysal & Hasan Ersel
>  26 Mart Perşembe 2015, 19.00
>  Robinson Crusoe 389 | Kat 4, İstiklâl Caddesi 136, SALT Beyoğlu, www.rob389.com

“Bir odalı, ufacık sofalı bir evde oturuyordum. Her şey kendime göreydi. İkinci bir cezve, çatal, kaşık, bıçak, tabak gereksizdi. Çamaşırımı kendim yıkıyordum. Bir gömlek ütüsü sorunu kalıyordu, onu da sokak komşum sağır, bodur temizleyici Hüsam Usta’yla çözmüştüm. Üstelik okuyabiliyordum. Külüstür pikabımdan sağdan soldan ödünç aldığım plakları dinleyebiliyor, sızıncaya kadar içebiliyor, soğuk havalarda çorabımla falan dalıyordum yatağa.”

[Vüs’at O. Bener, Bay Muannit Sahtegi’nin Notları, YKY, 2003, s. 18-19.]

 

Dral Dedenin Düdüğü / Vüs’at O. Bener’le Buluşmalar I
“Kendi pikabından kendi plakları”
Franz Schubert, Lieder – Dietrich Fischer-Dieskau, Gerald Moore

Robinson Crusoe 389 işbirliğiyle

>  Konuşmacılar: Ahmet Soysal & İlksen Mavituna
>  7 Şubat Cumartesi 2015, 18.00
>  Robinson Crusoe 389 | Kat 4, İstiklâl Caddesi 136, SALT Beyoğlu, www.rob389.com

BABA – Peki ne söyleyeceğiz?
GELİN – “Ihlamur Ağacı”nı biliyor musunuz? (Melodiyi mırıldanarak)
“Gölge verir yıllardır
Bir ıhlamur şurda
Ne hülyalar kurardım…”
Hatırladınız mı? (Baba düşünür) Hatırlamadınız. Neyse. Zararı yok. Hadi! başlıyor muyuz?
BABA – Başlayalım bakalım.

[Vüs’at O. Bener, Ihlamur Ağacı, İletişim Yayınları, Mayıs 1993, s. 49.]

 

 

Tedi Papavrami / Solo Keman için Füg / İmza günü, söyleşi, dinleti

Aside

Tedi Papavrami / Solo Keman için Füg
İmza günü, söyleşi, dinleti

> 10 Ocak Cumartesi, saat: 17:00
> Moderatör: Nisan Yetkin
> Robinson Crusoe 389, İstiklâl Caddesi 136, Salt Beyoğlu Binası, Kat 4, Beyoğlu, www.rob389.com

Müzik ilahi bir lütufsa, ki öyle görünüyor, kemancı Tedi Papavrami de bu lütfun en aşikar müjdecilerinden.

“Bir eserin, bir cümlenin, bir modülasyon ya da bir metaforun lezzeti bütünüyle hissedildiğinde, o eser içimize işleyerek varlığımızın derinliklerinde yeniden doğmak üzere hayat bulur, varolduğundan kendimizin bile habersiz olduğu bir yönümüzü ortaya çıkarır. Belki de en çok kendimiz olduğumuz anlar bir başkasının hassasiyetini içimizde duyduğumuz, kendimizi unutarak coşkulu bir izleyiciye dönüştüğümüz, kendimiz olmaktan çıktığımız anlardır; sıra bize geldiğinde kendimizden birşeyler katabilmemiz için bu zorunludur.”

“Solo Keman için Füg”ün yazarını Robinson Crusoe 389’da ağırladık. 

 

 

Tedi Papavrami / Solo Keman için FügSolo Keman için Füg
Tedi Papavrami

Edebiyat, otobiyografi, müzik
Tüysüz Dağ
Fransızcadan çeviren: Deniz Yetkin
Kitap tasarımı: Bülent Erkmen
Haziran 2014
ISBN 978 975 8686-77-3
237 sayfa, 15 x 21,5 cm
Bamboo Hawana 250 gr, Enzo krem lüks 70 gr
Orijinal başlık: Fugue pour violon seul
23 TL

Sipariş

Deleuze ve Sinema IV

Aside

Deleuze ve Sinema IV"Rastgele Balthazar" afişi / Yurdaer Altıntaş, 2014

Film gösterimi: Rastgele Balthazar / Robert Bresson
1966, s/b, 95′

Gösterimler:
5 Aralık 2014, Cuma, 17:00, santralistanbul, E1-207
9 Aralık 2014, Salı, 18:00, İzmir Ekonomi Üniversitesi,
Sinema ve Dijital Medya Bölümü, D-002 Medya Salonu
18 Aralık  2014, Perşembe, 17:00, Aynalı Geçit, Avrupa Pasajı, Beyoğlu

Afiş tasarımı: Yurdaer Altıntaş

Konuşmacılar:
Ahmet Soysal [5 Aralık ve 18 Aralık]
Aras Özgün [9 Aralık]

Bilgi Sinema Kulübü
http://bilgisinema.com
ve
İzmir Ekonomi Üniversitesi Sinema ve Dijital Medya Bölümü
http://cdm.ieu.edu.tr/tr
işbirliğiyle

Yurdaer Altıntaş’ın bu gösterimler için tasarladığı afişin yanı sıra 1991 yılında Nisan Yayınları’ndan çıkan Bresson özel sayısı Robinson Crusoe Kitabevi ve Norgunk Yayıncılık’ın ortaklaşa armağanı olarak izleyicilere sunulacaktır.

Düzenleyen: Norgunk

 

“[…] Rastgele Balthazar’daki hayvan yani eşek. Seçme durumunda olmayan birinin masumiyetine sahip olan eşek, ancak insanın seçimsizliğinin ya da seçimlerinin etkisini bilir, yani olayların sonlandırma ya da tinsel belirlenimden taşan kısmına ulaşmaksızın (ama bunu ele vermeyi de becermeksizin) bedenlerde sonlanan ve bedenleri yaralayan yüzünü bilir. Böylece eşek, insanların kötü yürekliliğinin gözde nesnesi olur, ama aynı zamanda İsa’nın ya da seçim insanının öncelikli yoldaşıdır. […]”

Gilles Deleuze, Sinema I: Hareket İmge, Soner Özdemir (çev), Norgunk, 2014, s. 156.

 

Doxa Konuşmaları I / Şehirde Kaybolmak: Dérive Deneyimi

Aside

Doxa Konuşmaları I / Şehirde Kaybolmak: Dérive Deneyimi
Mürüvvet Türkyılmaz & Selim Birsel

> 28 Kasım Cuma, saat: 18:30
> Robinson Crusoe 389, İstiklâl Caddesi 136, Salt Beyoğlu Binası, Kat 4, Beyoğlu, www.rob389.com

“… kuşlar, şehrin sesi, çatıların kızıllığı, betonun grisi … ağaçlı avluda hurdalar … kağıt toplayan uykusuz çuvallar … kaybolmuş çocuk sesleri …” MT

“Daha önce şehrin bu kısmına hiç gitmemiştim. Gündelik şehir yaşamımın dışında duran bir yerdi burası. Gökdeleni sırtıma aldım ve dar bir sokaktan mahalleye sızdım. Ağır adımlarla yürürken arada bir arkama dönüp bakıyordum. Gökdelen hâlâ görünüyordu.” SB

 

 

 

Mürüvvet Türkyılmaz
“kaybolmuş bir rüyada” / “lost in a dream”
2014, video, 1’57”

 

Selim Birsel
“Uçlarından düzelteyim abi” / “Trimming”
2014, video, 15’6″

Deleuze ve Sinema III

Aside

Deleuze ve Sinema III"Dava" afişi / Bülent Erkmen, 2014

Film gösterimi: Dava / Orson Welles
1962, s/b, 118′

Yer: santralistanbul, E1-207

Gösterim tarihleri:
16 Mayıs 2014, Cuma, 16:00
23 Mayıs 2014, Cuma, 16:00

30 Mayıs 2014, Cuma, 16:00

Yayın: Enis Batur / Davalı
Afiş tasarımı: Bülent Erkmen

Bilgi Sinema Kulübü işbirliğiyle
www.bilgisinema.com

Düzenleyen: Norgunk

 

“Orson Welles genellikle, oluşturulan iki hareket betimler, bunlardan biri yol yol, aralıklı, uzayıp giden bir tür kafes içinde yatay, doğrusal bir kaçışa; öbürü ise dikey ekseni yukarıdan aşağı ya da aşağıdan yukarı bir işleyiş halindeki dairesel bir yola benzer. Eğer bu hareketler zaten Kafka’nın edebi yapıtına can veren hareketlerse, o zaman Welles’in Kafka’yla, Dava [Le Procès] filmine indirgenemeyecek, ama aynı zamanda Welles’in doğrudan doğruya Dava’nın yazarıyla yüzleşmeye neden ihtiyaç duyduğunu da açıklayacak bir yakınlığı olduğu sonucunu çıkarabiliriz […]”

Gilles Deleuze, Sinema I: Hareket İmge, Soner Özdemir (çev), Norgunk, 2014, s. 36-37.

 

“Paramparça mekânlar, zamanlar, imgeler gelip bölünmez bir bütünlük yaratmışlardır: Deleuze’ün bu olağanüstü harmanlama tekniğini didiklerken kurgu işlemine odaklanışı, film sonunda masada yapılır, Orson Welles’in gerçeği (bir kez daha) bütün hallerinde yoklamasıyla bağlantılı: Her ne demekse düz gerçek, mayasına işlemiş olan her tür ‘versiyon’uyla, sanrıdan karabasana, Dava’nın farklı tabakalarında Suç-lu-luğun biçimsiz biçimine oturmasını sağlar. Sayısız daktilo makinasının tuşlarından doğan uğultunun arasından geçen Josef K., kendi tutanağına doğru sürüklenir. İşleyip işlemediğini bilmediği, bilemeyeceği suçu iplerine dolandığı ağın merkezinde işlenmektedir.”

Enis Batur, Davalı, Norgunk, 2014, s. 13-14.

Ulysses ve Tutunamayanlar: Modern Epik Üzerine / Meltem Gürle – Armağan Ekici

Aside

Ulysses ve Tutunamayanlar: Modern Epik Üzerine 
Konuşmacılar: Meltem Gürle – Armağan Ekici

“Edebiyat bir sağlıktır”

Meltem Gürle ve Armağan Ekici, 20. yüzyıl dünya ve Türkiye edebiyatının iki başyapıtından, Ulysses ve Tutunamayanlar‘dan yola çıkarak, Joyce ve Atay’ın epik gelenekle, Gılgamış’tan, Homeros’tan başlayarak kadim metinlerle kurdukları ilişkiler, kullandıkları modernist yazı teknikleri ve çağdaşlarıyla bağlantıları, tek bakış açısına ve tek bir hikayeye bağlı kalmayı reddeden çoklu perspektifleri, hayatı tüm kapsamıyla anlatmak için başvurdukları yöntemler üzerine konuştular. Joyce ve Atay’ın yaşadıkları dönemin çalkantılarına; miras aldıkları, kısmen benimseyerek, kısmen alayla, kısmen dönüştürerek cevap verdikleri kültür geleneğine, yerlilik-yabancılık ikilemlerine yaklaşımlarını ele aldılar.

Stephen’ın belli ki canı sıkılmıştı, söylediğini tekrarlayıp kahve ya da her ne ad takıyorsanız o sıvının kabını bir kenara, pek de kibarca olmayan bir tavırla iteledikten sonra ekledi:
– Memleketi değiştiremiyoruz. Bari konuyu değiştirelim.”

James JoyceUlysses, Armağan Ekici (çev.), Norgunk, 2012, s. 618.

“Peki insan? İnsan ne olacak? Onu kim değiştirecek? Değiştirmek ne kelime? Şu, divandan kolu sarkan orospunun kırmızı boyalı kırık tırnağının bir parçasını dahi taklit etmek kimin haddine? Bütün o göz boyayıcı kalabalığınızla onun tırnağının ucu olamazsınız: yeniden yapamazsınız o parçayı. Bu kurum, bu gösteriş neden o halde? Dışarı! Herkes dışarı!”

Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İletişim Yayınları, 4. baskı, 1985, s. 242.
 

Yer: Cezayir Salon
Adres: Hayriye Caddesi No: 12 Galatasaray Beyoğlu
Tarih: 25 Eylül 2013, Çarşamba, 19:00
 
 

 
>  Meltem Gürle blogspot
>  Armağan Ekici blogspot  

Felsefe Konuşmaları: Daniel W. Smith / Saf İçkin Yaşam: Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” Projesi

Aside

Felsefe Konuşmaları: Daniel W. Smith / Saf İçkin Yaşam:
Deleuze‘ün “Kritik ve Klinik” Projesi

Yer: Cezayir Salon
Adres: Hayriye Caddesi No: 12 Galatasaray Beyoğlu
Tarih: 26 Temmuz 2013, 19:00

Deleuze ve Foucault üzerine yoğunlaşan çalışmalarını Purdue Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde sürdüren Daniel W. Smith 26 Temmuz Cuma günü Cezayir Salon’da Gilles Deleuze’ün felsefesinde edebiyatın ve genel anlamda sanatın siyasalla ilişkisini içkinlik kavramı çerçevesinde tartışan bir konuşma gerçekleştirdi. Deleuze’ün “Kritik ve Klinik”i ile “Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı”nı İngilizceye çevirmiş olan Smith, Deleuze felsefesine ilişkin çok sayıda makale ve kitap bölümü kaleme almıştır. Geçtiğimiz yıl bu yazılarını “Essays on Deleuze” başlığı altında kitaplaştıran Daniel W. Smith’in çalışmalarının ayırt edici özelliğinin, kavramların izlerini felsefe tarihi boyunca titizlikle sürerek felsefe tarihini geleneksel olmayan, özgün biçimlerde haritalandırması olduğu söylenebilir.

Daniel W. Smith’in “Kritik ve Klinik”in İngilizce baskısı için yazdığı uzun önsöz bu etkinliğe paralel olarak “Saf İçkin Yaşam” başlığı altında kitaplaştırıldı.

 

 

Daniel W. Smith / Deleuze’de Teknoloji ve Düşünce

Yer: Maçka Parkı
Tarih: 27 Temmuz 2013, 18:00

 

 

 

>  Daniel W. Smith ile söyleşi / İlksen Mavituna, Açık Radyo, 13 Ağustos 2013 

 

İLGİLİ YAYINLAR


 

Saf_Ickin_Yasam_LRSaf İçkin Yaşam: Deleuze’ün “Kritik ve Klinik” Projesi
Daniel W. Smith

Felsefe
Deleuze & Guattari Kitaplığı
Çeviri: Emre Koyuncu
Temmuz 2013
71 sayfa, 15 x 21,5 cm
13 TL

Sipariş

 

Kritik ve Klinik
Gilles Deleuze

Felsefe
Deleuze & Guattari Kitaplığı
Fransızcadan çeviren: İnci Uysal
Redaksiyon: Ece Erbay
Mayıs 2007, 189 sayfa
18 TL

Tükendi   [2. baskı Ekim 2013]

Ulysses buluşması

Aside

ulysses_lansman_lrUlysses buluşması

Konuşma ve lansman

Konuşmacılar: Armağan Ekici ve Mehmet Nemutlu

18 Aralık 2012, 18:00
Yer: Kuadrum

Armağan Ekici’nin konuşma notlarından:

Ulysses’in hepimizin bildiği bir “zor okunan roman” olma ünü var. Bu ünün haklı sebepleri var. Joyce, okurundan gerçekten de başka pek çok romana göre çok daha büyük bir sabır talep ediyor. Bugün bu odadaki herkesin bildiği, ezbere söyleyebileceği noktalar bile –örneğin, olayın Dublin’de geçtiği, herşeyin aynı günde cereyan ettiği, o günün de 16 Haziran 1904 olduğu gibi noktalar bile– romanı ilk kez okuyanlar için çok açık değildi. Romanı ilk okuyanlardan Virginia Woolf, günlüğüne “herşey galiba aynı günde geçiyor” yazmıştı. 16 Haziran 1904 tarihi de ancak kitabın 10. bölümünde açıkça veriliyor.
Joyce’un seçtiği anlatım biçimi, klasik romanlardan, “Soğuk ve karlı bir kış günüydü. Markiz terliklerini bulamadığı için yine çok sinirliydi…” diye başlayan, bir başı, sonu ve ortası olan romanlardan çok farklı. Joyce bizi olayın orta yerine atıveriyor; karakterlerini gün boyunca takip ederken yaşadıkları ve kafalarından geçenler ile ilgili sayısız ayrıntıyı tasvir ediyor. Allahtan konuşma çizgisi kullanmış, böylece en azından birisi yüksek sesle konuştuğu zaman bunu anlayabiliyoruz; ama bunun dışında, anlatıcının sesiyle karakterlerin iç sesleri arasında okuyucuyu uyarmadan geçişler yapıyor; bu nedenle, her cümlenin kimin kafasından geçtiğini tahmin etmemiz gerekiyor. Aynı şekilde âniden “gerçek”ten “halüsinasyon”a, “hikâye”den “parodi”ye, bir zihinden diğerine, bir üsluptan diğerine geçiveriyor. Ancak kitabı bitirdiğimizde, bağlantıları kurduğumuzda tüm parçalar yerine oturmaya başlıyor. Attar’da yolculuğun sonundaki 30 kuşun meğer Simurg’un kendileri olduğunu farketmesi gibi, biz de yolcuğun sonuna vardığımızda şunu görüyoruz: Meğer tüm bu ayrıntılar ve karmaşa hikâyenin kendisiymiş; “hiçbirşey anlatmıyor” gibi görünen bu kitapta, Joyce üç karakterin tüm hayat öykülerini büyük bir ayrıntı tutarlılığıyla bize anlatırken insanlık halinin de bir fotoğrafını çekmiş.
Joyce’un “profesörleri yüzlerce yıl meşgul edeceğim” ve “Dublin yokolursa bu kitabı kullanarak tekrar inşa edilebilsin” diyerek kitaba yüklediği binlerce felsefi, tarihî, edebî gönderme, Dublin’le ilgili yerel ayrıntı da bu işin zorluğunu katmerli bir hale getiriyor.
Peki, artık herşeyin, kısa sürede kitlesel olarak üretilip, kısa sürede kitlesel olarak tüketileninin makbul olduğu bu ahir zamanda, bizden böylesine sabır talep eden bir kitabı niye okuyalım? Faulkner bir söyleşisinde güzel bir söz söylemiş: “Ulysses’e ümmi bir Baptist vaizin Kitab-ı Mukaddes’e yaklaştığı gibi yaklaşmalısınız”, demiş, “imanla”. İmanla, çünkü, Ulysses ilk başta göstermese de, kitaba sabırla yaklaşan, bir geviş getirme üslubuyla tekrar tekrar dönen, bağlantıları kuran okuru ödüllendiren, kendini haklı çıkaran bir kitap.
Ben bugün, burada, Ulysses’i neden okumalıyız sorusuna benim gözümde en çok önem taşıyan beş cevabı vereceğim:
İlk olarak, Ulysses’i hayat aşkına okumalıyız. Ulysses’de herşeyiyle tüm bir hayat var. Doğumuyla, ölümüyle, mutluluğuyla, umutsuzluğuyla, sefaletiyle, yemesi-içmesiyle, osurması-def-i hacet eylemesiyle tüm bir hayat. 22 yaşında, zihni kitapla, ilahiyatla, felsefeyle ve müzikle dolu bir gencin, 38 yaşında bir reklamcının, 34 yaşında bir sopranonun tüm zihinlerinin yanında, yan karakterlerin arasında genç bir kızın, babasını o gün kaybetmiş oğlan çocuğunun, müşfik ve tarih meraklısı papazın zihninden geçenler de var. Ulysses’i bir kere okuyunca, hayatta başınıza gelen, aklınızdan geçen pek çok şeyin bu kitapta da olduğunu göreceksiniz, kendinizi “bunu Bloom da düşünmüştü”, “Stephen de aynı bunu yapmıştı” derken yakalayacaksınız.
İkinci olarak, Ulysses’i edebiyat aşkına, büyük bir dil ustasının marifetlerinin tadını çıkarmak için okumalıyız. Joyce, kelimelerle herşeyi yapabilen bir yazar. Dilin her halini kullanıyor. İngilizcenin her dönemi, her jargonu, her türlü dinî, siyasi, tarihî retorik Joyce’un ince alayından payını alarak 750 sayfa boyunca geçit resmine çıkıyor. Üstelik bunu büyük bir müzikaliteyle, dilin ritmlerine, seslerine, yan anlamlarına karşı çok dikkatli bir tutumla yapıyor. Bu girift, usta işi yapı yüzlerce sayfa arasından birbirine göz kırpan ayrıntılarla dolu, hangi ayrıntıyı merak edip kurcalasanız sizi gülümsetecek bir inceliğe varıyorsunuz.
Üçüncü olarak, Ulysses’i mizah aşkına okumalıyız. Ulysses’in “büyük ve zor kitap” ünü, “vaay, Ulysses” dedirten hâlesi yüzünden Ulysses’in müthiş bir ciddiyet kumkuması olduğunu düşünen çok kişi var. Joyce ise “keşke bir hayır sahibi de ne biçim matrak olduğunu söyleseydi” ve “insanlar bu kitaptan ahlak dersleri çıkaracak diye korkuyorum, oysa içinde tek bir ciddi satır bile yok” dermiş. Ulysses’de her türlü şaka, kelime oyunu, ironi, kinaye, belden aşağı espri var. Karakterlerin çoğu durmadan şaka yapıyorlar, ama en önemlisi Joyce’un dünyaya sempatiyle bakan ironisi. Jacques Tati’nin filmlerini andıran bir bakış açısıyla, olaylara bir adım geriden bakarak dünyanın saçmalığı içinde insanlık halini şefkatli bir gülümsemeyle tasvir ediyor ve bunu yaparken büyük iddiaların, kahramanlık hikâyelerinin altını oyuyor, bizi kendimizi fazla ciddiye almamaya, çelebiliğe, kalenderliğe davet ediyor.
Dördüncü olarak, Ulysses’i müzik aşkına okumalıyız. Ulysses müzik dolu bir kitap. Kitap boyunca bazı şarkılar karakterlerin aklından hiç çıkmıyor. Üç karakter de enstrüman çalıyorlar, Molly profesyonel bir soprano, Stephen’ın güzel tenor sesi var. Bloom Stephen’ı de profesyonel müzisyen yapma hayalleri kurarak Stephen’ın kafasını ütülüyor. Stephen’ın babasının şarkıcılığı da meşhur. Sirenler bölümünde Stephen’ın babası ve arkadaşları oturup piyanonun başında uzun uzun şarkı söylüyorlar. Bir adım ötede, Joyce’un dilinin müziği de var. Mehmet Nemutlu’ya haddim olmayarak bir pas atarak bu konuyu kapatayım: Kitabın tamamında bir sonat formu görenler bile var; ilk üç bölümde Stephen temasının, sonraki onbir bölümde Bloom temasının sunulmasını sonat biçiminin “sunum” bölümüne benzetiyorlar. Kitabın ağırlık merkezi olan, tiyatro formundaki Kirke bölümünde, Stephen ve Bloom karşılaşıyorlar ve sonat biçiminin “gelişme” bölümüne paralel olarak, bu iki ana tema tüm yan motifleriyle birlikte içiçe geçirilerek işleniyor. Bu doruk noktasından sonra Stephen ve Bloom’un yorgun argın eve dönmelerini zorlarsak sonat biçiminin “tekrar sunum” bölümüne, ve nihayet erkeklerin dünyasından çıkıp Molly’nin zihnine girdiğimiz kapanış bölümünü de sonat biçiminin “coda” bölümüne benzetebiliriz.

Gelelim beşinci nedene. Bizim “Kızılca Kıyamet Alameti” Ulysses basımının kapağına bakın. James Joyce ve Ulysses kelimelerinden başka tek bir harf daha göreceksiniz: Norgunk’un n’si. Beşinci neden de işte bu: Ulysses’i Oğuz Atay aşkına, Oğuz Atay’ı sevdiğimiz için, onun kitaplarını daha iyi anlamak, kurduğu yapıları nasıl kurduğunu görmek için okumalıyız. Çok kısa ömründe Türkçenin en etkili, en sevdiğimiz kitaplarından bazılarını yazmış, bir öyküsündeki bir kelimenin etrafında işte şurada, ölümünün 35. yıldönümünün hemen ardından hepimizi toplayabilmiş Oğuz Atay da Ulysses’den çok etkilenmiş, Ulysses’in ve Nabokov’un sunduğu teknik özellikleri alarak kurduğu iskeleti, eşsiz mizahı ve “Türkiye’nin ruhuyla” donatarak ilk romanını yazmıştı. Ben, Ulysses’in üslup parodilerini, noktasız-virgülsüz bölümü, halüsinatif tiyatroyu, Hamlet ve Kitab-ı Mukaddes göndermelerini ilk Tutunamayanlar’da okudum ve sevdim. Yıllar sonra Joyce’u da “Norgunk” diye selamladığımız, aynı etki hattı üzerinde yer alan ve dünyayı edebiyat yoluyla daha iyi anlamamıza büyük katkısı olmuş bu isimleri bu kitabın kapağında buluşturduğumuz için sevinçliyim.

 

>  Armağan Ekici ile söyleşi / İlksen Mavituna, Açık Radyo, 18 Aralık 2012

 

İLGİLİ YAYINLAR


 

Ulysses
James Joyce

Edebiyat
edebiyat bir sağlıktır
Çeviri: Armağan Ekici
Editör: Gülden Hatipoğlu
Sunuş: Enis Batur
Kitap tasarımı: Bülent Erkmen
Son okuma: Mehmet Nemutlu
Kasım 2012, 750 sayfa
50 TL

Sipariş

 

Giacinto Scelsi dinletisi

Aside

Scelsi_01_LRGiacinto Scelsi dinletisi
Dinleti ve konferans

Tüysüz Dağ dinletileri:
“Okanagon” (1968)
Arp, Kontrabas ve Tam-tam için

Arp: Yonca Atar
Kontrabas: Gözdem Şele
Tam-tam: Seçil Kuran

Şef: Ahmet Altınel

Konuşmacı: Robert Reigle

8 Aralık 2012 Cumartesi, 18:00
Yer: Kuadrum

 

 

Hayalet – Büyükada Yetimhanesi ve Alexandre Vallaury için bir fotoroman denemesi

Aside

Hayalet – Büyükada Yetimhanesi ve Alexandre Vallaury için bir fotoroman denemesi

19. yüzyıl sonu – 20. yüzyıl başı Osmanlı Mimarisi’nin en belirleyici ismi Alexandre Vallaury’nin eserleri etrafında kurulan bu sergi, görsel ve dokümanter içeriğinin yanı sıra ilginç bir buluşmaya zemin oluşturuyor. Şair, yazar ve denemeci Enis Batur, Mimar’ın tasarladığı anıt yapılara, özellikle de bugün Büyükada Rum Yetimhanesi olarak bilinen o devasa ahşap yapıya sokularak kaleme aldığı parçalı yazısıyla ‘Mimarın Düşü’ne bir tuğla daha ekliyor. Bir tarafta Levanten bir aileden gelen, Paris’te, École des beaux-arts’da aldığı mimarlık eğitiminden sonra İstanbul’a dönerek aralarında İstanbul Arkeoloji Müzesi, Galata’daki Osmanlı Bankası, bugünkü İstanbul Erkek Lisesi gibi görkemli yapıları tasarlamış bir Mimar, diğer tarafta adı, doğudan gelen bir suyun üzerine yazılı bir Şair. İki yapı ustası. İki hacim.

Sergi tarihleri: 20 Nisan – 21 Mayıs 2011
Yer: İstanbul Fransız Kültür Merkezi, Taksim

Sergi kapsamında Enis Batur’un Hayalet – Büyükada Yetimhanesi ve Alexandre Vallaury için bir fotoroman denemesi başlıklı kitabı Türkçe ve Fransızca iki ayrı edisyon olarak yayımlanmıştır.

 

Fotoğraflar: Enis Batur

 

İLGİLİ YAYINLAR


 

Hayalet
Büyükada Yetimhanesi ve
Alexandre Vallaury için bir fotoroman denemesi

Enis Batur

Deneme
Editör: Alpagut Gültekin
Nisan 2011, 43 sayfa
10 TL

Tükendi

 

Le Fantôme
L’Orphelinat de Prinkipo 
autour d’Alexandre Vallaury – architecte français Istanbul 1900
Enis Batur

Deneme, Fransızca
Editör: Alpagut Gültekin
Türkçeden çeviren: Madeleine Zicavo
Nisan 2011, 47 sayfa
10 TL

Sipariş

 

 

Sanat ve Arzu Seminerleri – 2010

Aside

Sanat ve Arzu Seminerleri – 2010

Seminer, film gösterimi, performans, konser, kitap

Katılımcılar: Ahmet Bülent Acar, Alber Nahum, Alper Şen, Alper Yılmaz, Alexandros Kioupkiolis, Anette Baldauf, Angela Harutyunyan, Ayreen Anastas, Bir+Bir Dergisi, Ceren Özselçuk, Express Dergisi, Georges Didi-Huberman, Halil Turhanlı, Jim Fleming, Karahaber, Raymond Bellour, René Gabri, Simon Reynolds, Siya Siyabend, Sönke Hallmann, Tiyatrolokomotif, Tolga Tüzün, Yannis Stavrakakis ve Zafer Aracagök

Mekanlar: İstanbul 2010 Kadırga Sanat Üretim Merkezi, İstanbul Fransız Kültür Merkezi, Sanat Limanı

Destekleyenler: İstanbul 2010 AKB Ajansı Görsel Sanatlar Yönetmenliği, İstanbul Fransız Kültür Merkezi, Point Hotel

17-20 Haziran, 23-26 Kasım, 3 Aralık 2010, 12 Nisan 2011

Ulus Baker’in 90’ların ortalarından başlayarak ölümüne kadar yaptığı çalışmalar Türkiye’de aynı dönemde gelişmeye başlayan deneysel iletişim sanatı edimleri için önemli bir kuramsal kaynak teşkil etmiş ve şu an bu alanda gerek ülkemizde gerekse uluslararası düzeyde üretimde bulunan birçok sanatçı ve eleştirmeni etrafında toplamayı başarmıştır. Bu çalışmalar, güncel felsefenin estetik alanındaki açılımlarını derinlikli olarak sorgulayan, modern toplumsal özne tasarımıyla aynı süreçte gelişen görsel-işitsel ifade biçimleri ve teknolojileri arasındaki geçişlerin izini süren, günümüz toplumsal dinamik ve ifade biçimlerini bu sorgulama aracılığıyla değerlendirmeye girişen ve bu bağlamda yaratıcı düşünceye açılımlar sağlayabilen bir birikim oluşturmakta. Seminer dizisinin çıkış noktası ve esin kaynağı, Baker’in 1998 yılı boyunca ODTÜ’de yürüttüğü, bu çalışmalar arasında ayrıcalıklı bir yeri olduğuna inandığımız, Sanat ve Arzu semineri olmuştur.
Bu çalışmayı bizim için önemli kılan, tasarladığımız projeye esin kaynağı ve çıkış noktası olarak almamızın nedeni, Baker’in bu seminerde işaret ettiği düşünsel izleklerin, çağdaş sanatsal edimleri ve kuramsal üretimleri takip edebilmeye ve anlamlandırabilmeye yönelik açılımları barındırıyor olması. Amacımız, bu kuramsal birikimi güncel sanat edimleriyle ilgili daha geniş bir kitlenin ilgisine sunarak bu önemli kaynağı paylaşmanın ötesinde, Baker’in seminerine konu ettiği temaların izleğinde atölye çalışmaları, performanslar, sergiler ve gösterimlerden oluşan bir seminer dizisi aracılığıyla toplumsal bilimler, felsefe ve sanatın kesiştiği alanlarda kuramsal ve yaratıcı işler üreten insanları bir araya getirmek ve böylelikle geleceğe yönelik bir tartışma zemini oluşturmak.
Bu seminer dizisi, çağdaş görsel sanatlar ve iletişim sanatları alanlarında yapılan üretimlerin hızla yoğunlaşıp geliştiği İstanbul’da, söz konusu gelişmeyi eleştirel boyutta yeterince değerlendirebilecek ve bu gelişmenin barındırdığı potansiyel edimleri besleyebilecek zengin bir kuramsal birikimin oluşturulmasına yönelik bir girişim olarak değerlendirilmeli.

Arzunun Halleri: Yaratıcı ve toplumsal özne tasarımlarına yönelik güncel kuramsal açılımları barındıran bir çerçeve.
Sanat ve Biyopolitika: Neo-liberal toplumsal iktidar aygıtları içerisinde sanatsal ve kültürel üretimin işlevlerini tartışmaya yönelik bir çerçeve.
Sanat ve Otonomi: Son yıllarda özellikle İstanbul’da ve diğer uluslararası merkezlerde, mevcut kurumsal üretim ve dolaşım düzenekleri dışında gerçekleştirilen ve bağımsız olarak örgütlenen sanatsal ve kültürel üretim inisiyatiflerin sunumuna ve eleştirel değerlendirilmesine yönelik bir çerçeve.
İmgenin Halleri: Sinema ve fotoğraf sonrası gelişen, sayısal ve interaktif iletişim teknolojilerinin egemenliğinde kurulan yeni görsel-işitsel rejimlerin izini sürmeye yönelik bir çerçeve.

>  www.sanatvearzu.net

 

İLGİLİ YAYINLAR


 

Sanat ve Arzu Seminerleri
2010
Derleme

Sanat, Felsefe
Editörler: Aras ÖzgünYahya MadraAyşe Orhun Gültekin
Metinler: Alber NahumAlexandros  KioupkiolisAnette BaldaufAngela HarutyunyanAras ÖzgünCeren ÖzselçukGeorges Didi-HubermanRaymond BellourSimon ReynoldsSönke HallmannYahya MadraYannis StavrakakisZafer Aracagök
Aralık 2010, 258 sayfa
20 TL

Sipariş