Ulysses Robinson'daARMAĞAN EKİCİ

Kitap çeviri
Alice’in Harikalar Diyarındaki Maceraları, Lewis Carroll, Temmuz 2015, 208 sayfa.
Ulysses, James Joyce, Kasım 2012, 750 sayfa.

Doxa metin
“Filippo Bentivegna’nın Perili Kalesi”, Doxa 12, Eylül 2014, s. 42-55.
“The Enchanted Castle of Filippo Bentivegna”, Doxa 12 (İngilizce), Eylül 2014, s. 42-55.

Aç Yazı metin
“Önce Erte Yok”, Aç Yazı 02, Haziran 2015, s. 11-15.

Doxa çeviri
Aleksandr Kruçenik, “Güneşin Zaptı”, Doxa 11, Ocak 2014, s. 3.
László Moholy-Nagy, “Büyük şehrin dinamiği: Bir film senaryosu için eskizler”, Doxa 11, Ocak 2014, s. 92-99.

Etkinlik
Ulysses buluşması, 18 Aralık 2002

>  Armağan Ekici blogspot
>  Armağan Ekici ile söyleşi / İlksen Mavituna, Açık Radyo, 18 Aralık 2012

 

[...] evet Üf dur bak şimdi oğlum sıra bende artık pek şenşatır pek dostane olacağım Aa ama bak şu şeytan götüresi şeyi unutuyorum üüf ağlasam mı gülsem mi bilemedim elmayla erik karıştık valla yok eski şeyleri giymem gerekecek e çok daha iyi daha da insafsız olmuş olur hiç bilemeyecek yaptı mı yapmadı mı al bakalım bu kadarı sana fazla bile hangi eski paçavra olsa olur sonra silivereceğim onu üzerimden gayet normal bir işmiş gibi iffazatını sonra da odadan çıkıp gideceğim gözleri tavanda kalakalacak nereye gitti şimdi bu diyecek böyle böyle beni istemeye başlayacak tek yolu bu bir çeyrek daha geçti amma münasebetsiz bir saat herhalde Çinde daha yeni uyanıyorlardır güne başlarken atkuyruğu saçlarını tarıyorlardır ee yakında rahibeler angelusu çalmaya başlayacak gelip onların uykusunun içine eden yok tabii arada tek tük papaz geliyordur ancak gece duası için ya da komşunun çalar saati horoz öter ötmez öyle bir zangırdıyor ki beynin boşalıyor bakayım uykuya dalabilecek miyim 1 2 3 4 5 şunlar ne çiçeği acaba uyduruk mu ki yıldızlara benziyorlar Lombard streetteki duvar kağıdı çok daha güzeldi bizimkinin bana verdiği önlük de ona benzer birşeydi ama yalnızca iki kez giydim şu lambayı kısıp tekrar denesem daha iyi olacak uyuyayım ki sabah erken kalkabileyim Findlatersın oradaki Lambesa gideceğim sonra da eve biraz çiçek gönderteceğim sağa sola koyarım eğer onu yarın da eve getirirse diye bugün yani yok yok cuma uğursuz gün önce şu evi bir şekilde bir toparlamam lazım ben uyurken yerden toz bitiyor sanki sonra müzik çalarız sigaramız olur önce ben ona eşlik ederim piyanonun tuşlarını sütle temizlemem lazım ne giysem beyaz bir gül mü taksam ya da Liptonsdaki kurabiyelerden mi alsam öyle kocaman pahalı dükkanların kokusunu seviyorum libresi 7 1/2 peni ya da öbürlerinden hani içinde kiraz olanlardan pembe şekerli iki libresi 11 peni masanın ortasına güzel bir bitki daha ucuza gelir dur bakayım nerede görmüştüm şunları daha yeni çiçekleri seviyorum bıraksan bütün bu evi güle boğarım güzel Rabbim tabiat gibisi var mı o bakir dağlar sonra deniz dalgaların çarpması o güzel kırlar yulaf tarlaları buğday tarlaları ve her türlü şey o güzelim sığırların öyle dolaşmaları görünce insanın içi açılır nehirler göller her şekilde türlü türlü kokulu renkli çiçekler sulama kanallarından bile fışkırıyorlar çuhaçiçekleri menekşeler tabiat işte Allah yok diyenler var ya tüm o bilimlerine zırnık kulak asmam kaç kere sordum bizimkine neden gidip kendileri birşey yaratmıyorlar o zaman ateistler mi ne karın ağrısıysa gitsinler önce kendi hallerine baksınlar sonra ölüm gelip çatınca da anıra anıra papaz ararlar neden neden çünkü cehennem korkusu çekiyorlar vicdanları rahat değil ah evet ben bilirim onları evrendeki ilk kişi kimdi daha başka hiç kimse yokken hepsini yaratan kimdi ha bak işte onu bilemezler e ben de bilmiyorum al bakalım bıraksan yarın güneşin doğmasını da engellemeye kalkacaklar güneş senin için ışıyor demişti Howth burnunda ormangüllerinin arasında yattığımız gün gri tweed takımı vardı hasır şapkası vardı evlenme teklif ettirdiğim gündü evet önce ağzımdaki çörek parçasını ona vermiştim o zaman da bu yıl gibi artık yıldı evet 16 yıl önce Yarabbim o uzun öpüşmeden sonra nefessiz kalmıştım neredeyse evet dağın çiçeğisin demişti bana evet hepimiz çiçeğiz zaten bir kadının vücudu evet hayatında söylediği tek doğru laf da buydu güneş senin için ışıyor bugün evet işte onu bu yüzden seviyordum çünkü görmüştüm bir kadının ne olduğunu anladığını ya da hissettiğini görmüştüm onu parmağımda oynatabileceğimi anlamıştım ve verebileceğim tüm zevki verdim ona yönlendirdim onu evet dememi istetene kadar önce hiç cevap vermedim sustum denize gökyüzüne baktım aklımdan neler neler geçiyordu nereden bilecekti ki Mulvey Mr Stanhope Hester babam yüzbaşı Groves moruğu oyun oynayan bahriyeliler kuşuçtu oynuyorlardı tıp oynuyorlardı bulaşıkları yıkamaca diyorlardı rıhtımın üzerinde ve valinin evinin önündeki gözcü beyaz miğferinin etrafındaki o şeyle pişmiş garibim yarı yarıya rosto olmuş İspanyol kızlarının o şalları ve uzun taraklarıyla gülmeleri sabahları yapılan mezatlar sonra Yunanlılar yahudiler Araplar şeytan bilir daha başka kimler Avrupanın her köşesinden gelmişler sonra Duke street tavuk pazarı tüm tavuklar Larby Sharonun dışında gıdaklıyorlar zavallı eşecikler yarı uyur yarı uyanık ayakları kayıyor ne idüğü belirsiz pelerinli adamlar merdiven basamaklarında uyuyorlar boğaların arabalarının koca tekerleri ve binlerce yıllık eski kale evet sonra o yakışıklı Mağribiler hepsi beyazlar giymiş kafalarında padişah sarıkları o ufacık dükkanlarında buyrun oturun diyorlar posadaların eski pencereleriyle Ronda bir kafesin sakladığı 2 göz bakıyor aşığının demiri öpmesini bekliyor gece vakti yarı açık şaraphaneler kastanyetler Algecirasta tekneyi kaçırdığımız gün bekçinin elinde lambayla dolanması nasıl dingindi ve Of o korkunç dip akıntısı Of ve deniz deniz bazen kıpkırmızı olur yangın gibi o müthiş günbatımları Alameda bahçelerindeki incir ağaçları evet ve o tuhaf ufacık sokacıklar pembe mavi sarı evler gül bahçeleri yaseminler sardunyalar kaktüsler Cebelitarık genç kızken ben de bir Dağ çiçeğiydim orada evet saçıma gülü Endülüslü kızların taktığı gibi bir takınca ya da kırmızı mı taksam evet ve nasıl öpmüştü beni Mağribi surunun altında ben de dedim ki bu da olur bir başkası daha iyi olacak değil ya sonra gözlerimle tekrar sormasını istedim evet sonra ister misin diye sordu evet ne olur evet de dağ çiçeğim dedi önce sarıldım ona evet ve onu kendime çektim göğüslerime dokunsun diye safi parfüm evet kalbi deliler gibi çarpıyordu evet dedim evet isterim Evet.

Trieste-Zürih-Paris,
1914-1921.

[ Ulysses, s. 748-750]